DAMARDAN
Akşam yemeği yenildi ve sigaradan bir yudum çekilerek Aliye seyredilmeye başlandı. Arkadaş hülüş ve kızı ceroş bizdelerdi dün akşam. 2 haftaya yakındır görüşmediğimiz halde, Aliye sanki daha önemliydi. Aliye Sinal ile barışcek mi? Deniz ne yapmaya çalışıyoo vb. Yapamadığımız sohbet ve gideremediğimiz hasret reklam arasında Hülyanın "bizi eve atıver hadi" demesiyle sona erdi. İşte, diğer insanların hayatı bir film olsa bile bizi bizden alıp başka diyarlara götürmeye yetiyor. Eh napam, oğulcan emoş da uyumuş, canoşla bir süre 1000 kalori diyetimizin nası gittiği ve neler yapmamız gerektiği hakkında bir süre tartıştıktan sonra televizyon seyretmeye devam ettik. Aslında televizyon seyrediyoduk ama hangi kalanalı seyrettiğimizi bile bilmiyoduk ya da ben kendi adıma konuşiim daha iyi olur. Deniz feneri diye bi program vardı ekranda. Karadenizde Maçka diye bir yörede çekilmişti program. Uşağum şeklinde tam Karadeniz şivesi ile konuşan bir teyze isten dumandan karardığı belli bir odada sunucu ile hayatlarının nasıl zor şartlar altında devam ettiğini anlatıyordu. İsten kararmıştı oda, çünki su ısıtmak ve yemek yapmak için yakılan ateş odanın tam ortasında açıkta yakılmış durumdaydı. Ev dağ eviydi ve haliyle ahşaptı. Doğa anlatamıyacağım kadar güzel, yeşilin her tonu mevcut ama hayat bir o kadar zordu bu aile için. Sunucunun anlattığına göre, evin su ihtiyacını karşılamak için bu teyze her gün 3klm ötedeki dereye gidip gelmek zorundaydı. Odada bir de kuzine vardı, üzerinde en son öğünden kaldığı anlaşılan mısır çorbası vardı. Sunucu dibi özenle sıyırılmış tencereye bakarak, yapacak yemeklik bişileri olup olmadığını sordu teyzeye. Eh buluruz bişiler şeklinde ama her tanıdığım karadenizli gibi sıcak bir gülümseme ile cevap verdi. Hep şaşırmışımdır bu karadenizlilerin nasıl bu kadar hayat dolu ve neşeli olabildiklerine. Hayatın her zorluğu karşısında çok yorulduğu ve yıprandığı belii ama biz modern hayatı yaşayan pek çok insandan daha fazla canlı bu teyzenin 2 tanede kzı vardı. Bir tanesi 12 yaşlarında diğeri ise 6-7 yaşlarında olan bu dünyalar güzeli kızlar ailenin yaşadığı zorluklardan nasiplerini almışlardı. Mutfak, sofa olarak kullanılan odanın yanında güneşin girmeye tenezzül etmediği bir odada, aile hep beraber kalıyodu. 2 tane yatak vardı odada, anne ve baba bir yatakta, çocuklar bir yatakta yatıyolardı anlaşılan. Sunucu ufak kızla yatığı her söyleşide söz sürekli kızın küçük buzağısına geliyordu. Küçük kız ne istersin sorusuna sürekli olarak buzağısına yem istediğini söylüyordu. Yoktu bu yavrunun istediği hiç bir şey, çünki o kısa ömrü boyunca görüp görebildiği her şey bu dağ evi ve etrafı ile ilgiliydi.
Ekip anne ve kızları arabaya bindirip doğruca şehre götürdü. İlk olarak kılık kıyafet yenilendi, hemen ardın da alış verişe geçildi. Herşey ama herşey alındı ev ihtiyacı olaraktan. Hatta ve hatta beyaz eşya dahi alındı, benim, lan bu dağ evinde elektriği nerden bulacak bu insanlar şaşkınlığım içinde. Sırada küçük kızın buzağısı için yem alış verişi vardı ve o da ekip tarafından ve küçük kızın mutlu bakışları arasında hallediliverdi.
Topluca Maçka Konut Evleri adında bir yerleşim alanına gidildi benim yuh artık bu kadarda diil dumurumla. Evet birde ev alınmıştı aileye. Çok güzel döşenmişti ev. Kızlar için bir çocuk odası, anne ve baba için harika bir yatak odası, herşey vardı evde. Sunucu küçük kıza buraları hiç gördünmü buraları diye soruyodu. Küçük kız daha önce görmediği bu ortam karşısında şaşkın şaşkın bakınıyodu çevresine. Odalar gezilmeye başlamıştı. Her yer utangaç ve şaşkın tavırları arasında gezildi, salon, yatak odası, çocuk odası. Herşeyi tek tek inceledi aile. Sırada mutfak vardı, kapıdan kafasını uzattığında büyük kız hiihhhh diye bir ses çıkardı ama kamerayı görünce utanıverdi. Artık duygu içimize sığamamış gözlerimizden yaş olarak süzülüvermişti canoşla beraber. Çaktırmadan ağlanmaktaydı ama yoğun duygu herşeyi anlatıyodu. Kasmadım artık kendimi, alenen ağlıyodum bu güzel insanların değişen hayatlarından duyduğum mutluluktan dolayı.
Eeeee dedim canoşa, tüm bunları verdiler bu insanlara ama hiç bir gelirleri olmayan bu insanlar nasıl devam ediceklerdi hayatlarına. Öyle ya bu modern hayatın sabit giderleri vardı. O dağ evinde öylemiydi oysa. Herşey doğadan geliyodu, elektrik, su ve aidat parası gibi harcamalar yoktu o dağda. Ama öyle diilmiş meğer, bu deniz feneri denen ekip yardım ettikleri bu insanları daha sonra unutuvermiyolarmış. Devam ediyomuş bu insanlara yardımları. Sevginin ve anlayışın tükenmek üzere olduğu bu dünyada hala böyle güzelliklerin olması umutla doldurdu içimi. Huzur içinde uyudum sabaha kadar, canım oğlum emroşa yetecek kadar sevgi ve anlayış kalmıştı dünyada. Torunlarım için o kadar emin diilim.

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home