Cumartesi, Haziran 24, 2006

Uzun bi ara oldu. İlk olarak, bir alttaki şiirden bahsetmek isterim. Efendim sıcaklarla beraber ben de mayışmış bir haldeyim. Günler sıkıcı ve durağan devam ederken psikolojim de bu sıkıcı ortama ayak uydurmuş durumda. Hergün laylaylom olmıyacağı gibi benim de bazı anlarda içe kapanık hallerim oluyo. Çocukluk arkadaşım Selçuk, bu dünyada kendime en yakın hissettiğim ve hatta kardeşim diyebileceğim bir insandı. İnsandı dedim çünki kendisini 2 yıl evvel bi trafik kazasında kaybettim. Olayın benim için esas acı olan yanı, benim yanıma gelmek için yola çıkmış olmasındandır. Onu kaybetmek çok acı bir olaydı ama ölümünde benim de bir payım olması...
O gün ailecek bir kaplıcaya gitmiştik. Planda Selçuk da bizimle beraber gelecekti ama ne olduysa vazgeçti. Rahmetli ortopedi uzmanıydı. Eşi ise anestezi uzmanlığı için ihtisas yapmaktaydı. Selçuk ihtisasını tamamlayınca kura çekiminde olcek ya artık Uşak ı çekti. Şanslı saymıştı kendisini. Ailesi burdaydı, çocukluğunu burda yaşamıştı, dostları burdaydı. Geldi Uşak a ve mutlu oldu ilk başlarda. Tek sorunu eşi ve çocuklarından ayrı olmasıydı. Nerdeyse her gece bizimle beraberdi kardeşim. Canım oğlum emroş bile onun eline doğdu diyebilirim. Diyebilirim çünki doğuma o da girmişti. Ama hayat bu şekilde devam etmiyor ne yazık ki. Artık ailesine özlemi artmış ama eşi Uşak a gelmeyi kabul etmemekteydi. Bu fikir ayrıcalığı canım kardeşimi sıkıntıya sokmakta, o da bu durumda yavaş yavaş alkol kullanımı arttırmaya başlamıştı. Çok uğraştım onu alkolden uzak tutmak için ama olmadı. Olmadı, o gece de alkollüymüş. Gece 2:43 de telefon geldiğinde şaşırdım ilk önce. Selçuk yanımıza gelmek istediğini söylüyor ben ise ona nasıl geleceğini tarif ediyodum. En son 2:47 de görüştük, yakınlaşmıştı bize söylediğine göre. Saat 3:30 gösterdiğinde artık gelmicek dedik genelde geleceğini söyleyip gelmediği için. Alışmıştık biz onun fikir değiştirmelerine. Hiç aklıma gelmedi bişey olabilceği, onun gülen yüzünü bir daha göremiyeceğim hiç aklıma gelmedi. Ama o en son görüşmemizden sonra telefonu yerine koymaya bile fırsat bulamamıştı. Önünde giden, arka kapakları açık ve ışıkları gözükmeyen bir kamyona hiç frensiz, kamyonun sol arkasından kendi sağ önünden çarpmış, çarpmanın etkisiyle yola dik bir konumda kayan arabasına tam da Selçuğun kapısından karşıdan gelen bir başka araba çarpmıştı. Sabah 06:30 telefonum çaldı, Telefonda doktor arkadaşlarından Murat vardı. Bana Selçuğun babasının telefonunu bilip bilmediğimi soruyodu. Ne oldu dedim, Selçuk kaza geçirdi dedi. Nasıl dedim, Hastanede dedi. Yarım saatlik yolu 10 dakikada gittim. Hastane önünde kimsenin yüzü gülmüyodu ama durumu iyi dediler. İnanmadım zaten dediklerine, onlarda anladılarki, beni 2 yıldır kahreden haberi verdiler. Tamam öldün aşağılık herif, öldün ama niye beni bahane ettin. Niye taşıyamıyacağım bi sorumluluk verdin bana. Niye adabınla ölmedin? Niye 2 yıldır beni hergün öldürdün? Adını anmıyosun diyolar bana, ne çabuk unuttun kardeşini diyorlar. Yanılıyorlar.....

Pazartesi, Haziran 12, 2006

Sabah düştü kalbime
Acı haberin
İnanmadım, inanamadım...
Yanıma geliyordun
Sıcak sohbetlere
Söylemediğin dertlerini
Paylaşmaya geliyordun…
Koştum hemen yanına;
Bir gülen göz
İyi bir haber bekledim
Ama ne gülen bir göz
Ne de iyi bir haber.
Öldü dediler kardeşin
Başın sağolsun…
Yakışmadı be kardeş
Ölüm sana yakışmadı
Hele o kara toprak
Hiç yakışmadı.
Yanına geldim dün
Kara toprağı eşeledim
Karıncalara tembihledim
Kardeşime iyi bakın
11/09/2004
kardeş: bana telefonu aç diyen kardeş