Sanırım konu değişikliğinin vakti geldi,
Yıl 1989 ya da 1990 tam hatırlamıyorum ama canım kardeşim ve dostum Selçuk'ların kırtasiyede vakit geçiriyoruz. Selçuk tıp fakültesini kazandı ve Marmara tıpta hazırlık okumaya başladı, ben ise gazi yapı işleri öğretmenliğini kazandığım halde kaydımı yaptırmadım ve üniversiteye hazırlanıyorum güya... Neyse nerde kalmıştık? Kırtasiyede sohbet ediyoruz Selçukla, tam o sırada telefon çaldı ve Selçuk telefonu açmamı ama çıkan bayana bir müddet sohbet ettikten sona arkadaşlık teklif etmemi söyledi. Şaşırmıştım ama kabul ettim hemen. Gerçektende karşımdaki bir bayandı telefonu açtığımda. Selçuk ordamı türünden sorularla konuşmaya başladı adını bile hatırlamadığım bayan. Ben de Selçuk yok ama ben varım türünden yavşakça bir tavırla kıza asılmaya başlamıştım ki kız benden daha yavşak çıkarak beni dumura uğrattı. Bir müddet sohbetten sona eve gideceğimi ve isterse evin numarasını verebileceğimi söyledim kızcağıza. Aldı numaramı ve kararlaştırdığımız gibi ben eve vardığım anda telefon çaldı. Açtığımda bu sohbete bir başka kız, funda kaıtılmıştı artık. Funda daha canlı ve daha şirindi diğer adını bile hatırlamadığım kıza nazaran. Ne işse anlamadım ama bu telefon konuşmaları artık hergün tekrarlanır ve ben fundayla daha yakın olmaya başlamıştım. Artık dışarda da buluşmalar başlamıştı ki ben aşık oldum fundaya. Onu düşünmeden geçirdiğim bir dakika bile olmuyor hayatla tek bağım funda sanıyordumki duygularımın karşılıksız olmadığı itirafını yaptı funda.
evet olaylar bir telefon sapıklığı ile başlamış ama artık dönüşü olmayan bir yola girmişti. Hatta bu gün şöyle bir geriye dönüp bakıyorum ki, en az 5-6 kişinin hayatının akışını değiştirmiş bu telefon görüşmesi.
Olaylar devam etmekte ve ben fundayla hayaller alemine dalmaya devam ediyodum. Günlerden bir gün Funda saat bilmem kaçta bilmem ne pastanesinde buluşmak istediğini ama gelirken yanında bir arkadaşını getireceğini ve benim de bir arkadaşımı getirmemi istedi. Düşündüm taşındım ve güvenç i çağırmayı uygun buldum bu randevuya. Güvenç bir iki nazdan sonra yan cebime koy edasıyla bak bi daha böyle emrivaki yapma diyerekten kabul etti ve biz bilmemne saatinde bilmem ne pastanesinde buluştuk. Fundanın yanında encan64 vardı, encan64 çok güzel fakat sıkıldığığı her halinden belli bir kızdı. Ortam bir süre sessiz oturmanın verdiği gerilimle sıkıcı bir havada geçti. Şimdi nasıl oldu hatırlamıyorum ama yavaş yavaş encan64 ile güvenç sohbet etmeye başladılar. Bu tanışmanın ardından samimiyet daha ileri gitmeye ve ben de encan64 ile güzel bir dostluk kurmaya başlamıştım. Güvenç ile devrim diye, bir başka ortak arkadaşımız daha vardı, hadi dedik bi gün atlayın arabaya. Biz üç deli göt encan64 ün evlerinin oraya gidicez ve Encan64 ü çatapat patlatan bir oyuncak tabancayla kaçıracaktık hangi akla hizmetse. Aslında şakaydı bu ve bir şaka olarak gelişti herşey, tabancayı arabanın camından uzattığımızda encan64 tabancayı tutup elimizden aldı ve inin lan arabadan şeklinde bize dumurların en büyüğünü yaşattı. İndik haliyle arabadan kuzu kuzu, yapacak bişey yoktu. Valla tam hatırlamıyorum ama güzel bir gündü o gün, güldük eğlendik ve sanırım birileri ilk olarak o gün aşık oldu birbirlerine. He he yanıldınız, aşık olanlar devrimle perçimdi. Perçim kim mi? Perçim encan64 ün kardeşi. Ooooo biz artık bir çeteydik örnekevler civarında, hergün birlikte vakit geçiriyor, her akşam marketin o daracık merdivenlerinde gece yarılarına kadar sohbetler ediyoduk ki örnek evlerin esas ev sahibi olan genç kitle bizim varlığımızdan hatta mahallenin kızları ile olan yakın diyaloğumuzdan rahatsız olmaya başladılar. Kaçmanın vakti gelmişti ama kızları bırakmaya hiç niyetimiz yoktu ve kaçtık . Nereye mi? Stadyumun bahçesine tabüüü.
Ooooo olayları büle detaylı anlatmaya devam edersem herhalde bu blogda yer kalmaz. Funda ile ilişkimiz bi acayip devam etmekte ama çocukça bir aşktan ileri geçmemekteydi. Bir buluşma gününde pohtan yere bi kavga sonucu bu ilişki ilk ve son darbesini almış oldu. Vay efendim evlenince kızımız mı olsun oğlumuz mu olsun türünden en alakasızından bir kavgaydı sanırım. İlk günler acıyla ve göz yaşıyla geçti ve ben her salak aşık gibin kendimi alkole verme yolunu seçerekten Güvenç ile birlikte bi arkadaşın evine gittik. Ooo ortam gayet güzeldi hani, rakı, mezeler herşey yerli yerindeydi. Alkolün ilerleyen bi bölümünde arkadaşın ailesinin almanyadan yolladığı hayatımda gördüğüm en büyük hıyar sofraya getirildi. Ama neydi o öyle beaa. Streç filme sarılmış, pırıl pırıl parlayan ve her halinden taze olduğu anlaşılan harika bir hıyar. Sofrada herşey mükemmel ama konu sadece funda ve kavgamız. Arkadaşın adı neydi hatırlamıyorum ama bana sürekli kendisinin Fundayla aramızı düzeltebileceğini, eğer telefon numarasını ona verirsem onunla konuşubaliceceğini falan söylüyoo, ben ise alkolün etkisi ile yavaş yavaş kıvama geliyodum. Gecenin sonunda ben olmuş bir durumda hatta telefon numarasını vermiş durumdaydım. Bir kaç gün sona çarşıda bi baktım Funda ve hah tamam adını hatırladım Deniz, el lele tutuşmuş yürürken gördüm onları. Allah allah, bizim arkadaş fundayla aramı yapmak için ilginç bi yol izlemekteydi herhalde ya da ben o akşamki hıyardan daha iri ve taze bi durumdaydım. Evet evet ben bir hıyardım, hem de en alasından. Barış Mançonun dediği gibin, doğrasalar beni,koca ege denizi cacık olurdu. Artık fundanın bir milyon kilometre uzaktan çekilmiş fotoğrafı ile ben yalnız kalmıştık.
Zaman bi şekilde akıp geçiyodu ama ben zamanın içinde bi yerlerde asılı kalmıştım sanki. Funda ile doluydu aklım, düğün gecesi ben bizim ordaki bi bakkalın önünde oturmuş biramı yudumluyor ve Fundayı düşünüyodum. Bi ara dayanamadım ve atladığım gibi bisiklete, düğün salonunun oraya gittim. Artık ben tüm türk filmlerindeki jönlerden daha bi bön, uzaktan düğün salonun camlarına baktım, baktım, baktım... Fonda, Düğününe beni de çağı sevgilim, istersen şahidin olurum senin şarkısı yankılanıyoo - tabii beynimin içinde- ve ben gözlerimden akmayan yaşlarla ülee salah salah bakınıyodum. Lan herif Fundayla aramızı mı yaptı yohusam anamızımı, belli diil ama bu, ara yapmadan ilerleyen vakitlerde bi de çocuk oldu, bu gün hala anlayabilmiş diilim.
Eh artık yapacak bişi kalmamış olmasına rağmen ben bi türlü unutamadım fundayı uzun zaman geçtiği halde. Yıl 1991 ve ben Mersinde işletme bölümüne kaydımı yaptırdım uzun uğraşlar ve annemin kurs paraları için giden bilezikleri sayesinde. Okul hayatı Uşaktan ve fundadan uzaklaşmam için iyi bi fırsat oldu benim için. İlk yılımda hemen eve çıktım. Girişken ve espirili bedenim sayesinde çok güzel arkadaşlıklarım oldu o vakitler. İnsanlar sohbetimden hoşlanıyor, sohbet ortamları ve bilimum faliyetlerde beni yanlarından eksik etmiyorlardı. Şu gün düşünüyorumda, o zamanlar pek bi yanaşan vardı bana ama ben hala fundaaaaa fundaaa böğürmesi makamında olduğum için ne yazıkki üle köroğlu vaziyetinde bitirdim okulu. Mersinde okul arkadaşlarım, uşakta Devrimler ve encanlar, hayatım güzel insanlarla devam ederkene ben mezun olup Uşak'a kesin geri dönüş yaptım. Eeee ne poh yicez gali dirkene Encan64 gille girdiğimiz ortamlardan tanıştığım Nihalle bi yakınlaşma evresinin içinde buldum kendimi. Aslen ben hala köroğlu vaziyetlerinde ve bu sebepten dolayı abazanlığın sınırlarında dolaştığım için olaya, artık siz ne isim verirsiniz bilmem, ben başka bi açıdan yaklaştım. Kendime o kadar güveniyorum ki oh ne güzel laylay lom. Ama ne yazıkki olay üle gelişmedi, ben 2. buluşmada kıza şakkadanak aşık olmammı. Artık dükkandan her öğlen yalan dolan , abuk subuk bahaneler bularak çizgi kafede, nihalle buluşma dönemi başlamış oldu benim için. Tabii bu arada Encan64 ve ahalisiyle güzel bi arkadaşlık hala devam etmekteydi. Encan64 bir fotokopi servisinde işe girmişti bu olaylardan bir süre öncesi. Patronuda Erhandır encan64ün. Erhan sakin , muhlis huylu ve salla erhan dendiğinde mangal yelpazesini hiç itiraz etmeden sallayan çok hoş ama bi o kadar kel keloj bi kardiştir ve benden bayaa da büyüktür yaşcana. Yani anlıcanız Erhan yakışıklıdır. Efendim bir akşam encan64 ve ailesinin başına gelen bir olaydan ötürü encan64 lerin evde toplanmış durumdaydık. Erhan kardiş de vardı, babacan ve asılgan patron edalarıyla. Yaa konu tamamen farklıydı ama ben başka şeyler düşünüyor, Erhanla encan64 ün birbirlerine ne kadar yakıştıklarını düşünüyodum ki bi ara sesli düşünmüşüm, Erhan bunu duymasıyla, aynı salla erhandaki gibi sarsılarak kendine geldi ve o da encan64 ile ne kadar yakıştıklarının farkına vardı. Encan ve erhan arasındaki bu olayların başlangıcı 92 lere dayanmaktadır ama artık 94 lerdeydik sanırım. Yıllar süren fırtınalı, çalkantılı, depremli ve çoook yorucu bir süreç sonunda evlendiler.
Ben hala aşık ve ebleh bi vaziyette mütemadiyen nihalle buluşmalara devam ediyordum. İlişkimiz ilerlemiş durumdaydı ki ben nihale evlenme teklif ettim ve kabul görülerek nihal tarafından onaylandı. Sıra bu kararı ailelere açıklamaya gelmişti. Nihal tarafında olumlu ve coşkulu karşılanan bu teklif -teyze kızı amcamın gelini olduğu için- bizim tarafta halamın budama ve bombalama girişimleri sonucunda, annemin kendini yerden yere atarken, seni evlatlıktan red ederim o kızla evlenirsen, o kız sigara içiyomuş, geceleri dışarı çıkıyomuş, o kız bizim ailemize yaramaz feryatları sayesinde çok ama çooook bilinmeyenli bir denklem haline dönüştü. Annemin tepkisi ve halamın "oğlum sen erkeksin, eğlen, eğlen de canın sıkılınca atıverirsin" türünden tembihlerinin yanında, yengemlere gidip bizim oğlan hevesini alsında kızı bırakıcak şeklindeki sadece ama sadece kendi gelin güveyliği olan konuşmanın nihalin kulağına fısıldanması sayesinde benim denklem artık en ala profların bile içinden çıkamıcakları bir problem oldu ve çözülemedi . Ben hala çizgi kafede her öğlen yerimi almaya devam ettim ama bu sefer uzaktan nihali görebilmek ve fırsat olursa ona herşeyi açıklamak için. Günler geçti ama ben nihale bir adım bile yaklaşamadım.
Yine böyle bir çizgi kafe günü ahanda bi baktım, perçim ve bir arkadaşı bi masada oturmuş sohbet etmekteler. Perçim de beni gördü ya dururmu, beni hemen masalarına davet etti. Hoş sohbet bir kaç dakika sonunda ben filizle tanıştım ama ona karşı hiç bişi hissetmedim söyliim yani. Bu arada hani bi zamanlar alevlenen aşk vardı ya, devrim ve perçim aşkı, o alev hiç bi zaman sönmedi ama bizim çatlak perçim sayesinde yıllarca birbirlerinden uzak ama başka insanlara yakın yaşadılar. Eh bizim devrim bilmem kaç milyonuncu kız arkadaşından sona yine boştaydı ve ben filiz ile devrimi bi güzel birbirlerine yakıştırıverdim. Ben yakıştırdım ya onlar da öle zannettiler ve çıkmaya -dışarı, kafeye ve bilimum yerlere- başladılar. Ancak fazla uzun sürmedi bu çıkma olayı ve hemen eks aşıklar oluverdiler. Ossun be güzelim ne olcek bu sayede bizim çizgideki çevremizde genişlemiş oldu.
Bu genişleyen çevre ile çizgi kafedeki birlikteliğimizin bir gününde bir kalabalık ortama giriverdi. İçlerinden bir tanesi ki sürekli ağlıyodu, sarışın, şirin mi şirin bi kız dikkatimizi çekiverdi. Adı Gülcan idi. Boza dendiğinde manasız bi gülme krizine tutulan bu kız benim yine boşta olan arkidişim devrime pek bi yakışmıştı benim gözümde. Eh benim gözümde yakıştıysa Devrimin gözünde de yakışmış olacakki telkinlerim sonucu çıkmaya başladılar (bkz. 2-3 satır yukarı).
Onlar çıkıyolar ama ben de pek ii bi dost oluyodum Gülcan ile. Devrim Eskişehirde okuduğu için sadece Devrim Uşağa geldiğinde görüşebiliyolardı. Ama burdaki ilgi alaka işleri bana düştü, kimse bana böyle bi görev vermediği halde. Yok canım Gülcan arayıp soruyodu da öyle oldu işte. Ama yemin ederim, dinime imanıma ona karşı sadece bir arkadaş gözüyle baktım hep. Hep diyorum ama olaylar bu şekilde gelişmedi. 94 yazında canım kardeşim ve dostum Selçuklarla ailesinin Kuşadasındaki yazlıklarına gittim. Döndüğümde Gülcanın salya sümük telefonu ile devrimin Gülcanı terkettiğini öğrendim. Bitmişti ilişkileri ama Gülcan için pek öyle görünmüyodu, baya sarsılmış ve üzgündü. Evet devrim gülcenı terketmişti ama biz hala görüşüyoduk gülcanla. Bu görüşmeler bir müddet daha devam etti ve bir sabah bir telefon görüşmesiyle keskin bir viraja gelmiş oldu. Telefonda gülcan ağlamaklı bir ses ile parkta bira içtiğini ve ağladığını söyledi. Ben dururmuyum uçar gibi çıktım tükkandan. İyi de hangi parktaydı bu kız dedim kendi kendime ve uzun bi araştırma sonunda huzur parkta bi bankta buldum kendini. Hem içiyodu hem ağlıyodu ve bir yandanda anlatıyodu. Ben devrimi unuttum artık diye söze başladı, dediğine göre devrimi unutmuştu ama bu seferde bana yakınlaşmıştı ve bu durum onu baya üzmekteydi. Üzmekteydi çünki olmaması gereken bi durum olarak yorumluyodu bu olayı. Ben devrimin arkadaşıydım ve yanlıştı bana yakınlaşması, bana karşı bişiler hissetmesi ona göre. Ne biliim, belki yanlıştı gerçekten ama bende de bişiler kıpraşmış ve bu geçen sürede ona karşı ben de boş diildim artık. Hele bi de devrimi unuttuğunu duyunca iyicene emin olmuştum. Sakindi sabah saatlerinde huzur park, adıyla müstesnaydı yani. Suni olarak oluşturulmuş minik bir şelalenin kenarında oturuyoduk. Benim ağzımdan sesli düşünceler dökülüverdi, ona karşı hissettiklerimi itiraf ediverdim birden bire. Olmuştu artık olan, biz de çıkmaya başlamıştık artık _ilk olarak huzur parktan dışarı- . İlk olarak devrimin yanına gittik ve açıkladık kararımızı devrime. Pek bi sakin ve olgun karşıladı olayı gözlerinde olumsuz bakışlarla. Ben ise kala almadım o bakışları çünki ben şıp sevdi yine kapılıvermiştim aşk oyununa. İşte böyle başladı gülcanla ilişkimiz ve 14 ay sürdü. Bu 14 ay süresince defalarca ayrıldık defalarca resmii olaraktan bitirdik ilişkimizi ama fiziksel olarak ayrılamadık en sonuncusuna kadar. Kopamıyoduk birbirimizden, türlü türlü bahaneler uyduruyor yine bir araya geliyoduk. Hatta biz artık ayrıldık dediğimizde bile yanyanaydık. İsimler uyduruyoduk bu bağa, bazen çok iyi dostuz diyor bazende çok iyi arkadaşız diyoduk bu oyuna. Annemlerin şehir dışına çıktıkları uzun tatillerde gülcan sabahtan bana geliyor ve akşama kadar evden çıkmıyoduk. Evet biz ayrıldık diyoduk ama sabahtan akşama kadar her naneyi yiyoduk. O kadar çılgındık ki şehrin en işlek yerinde sadece yağan yağmura ve arabanın camlarının buğulanmasına güvenip güpe gündüz şevişebiliyoduk. Aşıktım ben ona hem de delicesine, hem de ölürcesine. Geceleri gizlice evden kaçardı ve sabaha kadar gezerdik sokaklarda. En son olarak şimdiki havaalanının olduğu yere gider ve güneşin doğuşunu seyrederdik. Antalyaya taile bilem gittik ikimiz, yine ayrıydık teorik olarak ama ateş ve barut işte naparsın. Aşıktım ben ona hem de taparcasına. Nasıl bişey bu derdim kendisine, böyle dostluk olmaz, dostlar birbirlerine böyle ayıp şeyler yapmazlar derdim. Biz dost değiliz biz sevgiliyiz derdim ama o hayır derdi ve ben susardım onu kaybetme korkusuyla. Öyle ya yanımdaydı ve bu bana yeterdi adı ne olusa olsun.
Erkeğiz ya, kanımızda, hücrelerimizde ve genetiğimizde var çok eşlilik ben napiim. Bi gün telefon çaldı ve bi arkadaşım akşam iççin davet etti beni ve ekledi alyansını çıkart diye. Evet alyans, biz gülcanla o boyuta bile vardık arkadaşlar arasında yapılan bir söz seromonisiyle. Ben nediim bilmemki çıkardım alyansı ve cüzdana koydum. Akşam arkadaşlardaydık yanımda bir başka arkadaşım olduğu halde. Ben soran gözlerle ev sahibi arkadaşa bakıyom hayırdır niye çıkarttım ben bu alyansı diye ama kafamı kapıya çevirmemle anladım niye çıkardığımı, iyiki çıkarmışım yani. Yok böyle bi güzellik, kapıdaki hatun ev sahibinin baldızı, çok güzel ama buzdolabının derin dondurucsu ondan daha sıcaktır. Ev sahibi arkadaşın eşi olaraktan ev sahibesi sordu gülcan nasıl diye. Ben gak ve de guk derkene evsahibi onlar ayrıldı diye araya girdi. Ben heee diyerekten onay verdim bu yalana. Len resmi olarak ayrı fakat gayrı resmi olarak birlikte olduğumuz zamanlara denk gelseydi pek güzel olacak ve ben bu kadar stres yapmıcaktım ama artık elden gelen bişey yoktu. Artık su yatağında akacak ben ise bişey diyemicektim. Pek uzun sürmedi bu olay yani ayrıldığım yalanı. Baktımki kız çok güzel ve benim hiç şansım yok, ayrıca ben stres içinde olduğum için doğal olamıyor ve komik durumlara düşüyorum, bi gün biz gülcanla yeniden birleştil diyerekten ve alyansı barnağıma takaraktan daldım içeri. Evet gerçekten iyi gelmişti bana bu dürüstlük. Artık daha bi doğal ve espirilerin doruklarına çıkmış durumdaydım. Baldıza da yazılma durumları da yok ya artık, ben ortamın gülüyüm. Bir süreliğine şehir dışına çıkmam gerekti gülcanla ama baldız gitme demekte. Hatta gidersem döndüğümde onu bulamıcağımı belirten tehtidlerde cabası. Ya ben angutum ya hiç bişi anlamıyom bu tavırlardan ve gönlüm rahat gittim ama döndüğümde baldız sözünü tutmuş ve gitmişti. Pek üzülmedim bu gitme olayından, sadece akşamları arkadaşlarla olan güzel ve eğlenceli ortamlar artık sona ermişti ona üzüldüm. Bir gün tükkanda otururkene telefon çaldı. Ahanda karşımda baldız, antalyadan aramakta ve beni çok özlediğini hatta beni unutamadığını söylemekte. Kafamda şimşekler çaktı sanki. Benim çok eskiden beri kurduğum bi hayal vardı; ben bir kıza aşık olacam ve o kız da bana aşık olacak ki gülcanla ilişkimiz bu boyuttaydı, bir başka kız çıkacak ve beni sevdiğini söyliyecek, ben ise o kıza nayır olamaz, ben onu seviyorum, seninle olmaz diyecek ve onu red edecektim. İşte hayallerin gerçek olması için gereken herşey altın bir tabak içinde bana sunulmuştu. Aslında ben de onu özlemiştim. Hatta gülcanla şehir dışına gitmeden bir iki gece önce alkollü bir anımızda duygusal bir yakınlaşma bile yaşamıştık. Evet ona karşı kayıtsız diildim ama gülcan çok daha fazla ağır basıyo hatta gerçekleştirmek istediğim hayalim hepsinden de ağır basıyodu. Günlerce antalya uşak şehirler arası telefon konuşması gerçekleşti aramızda. Artık beni sevdiğini ama gülcan varken bu ilişkinin nasıl yürüyeceğini soruyor ben de ona, yaşanması gereken bişeyler varsa yaşanmalı ve sorgulanmamalı diye cevap veriyodum. Uşağa gelmeye karar vermesi ve benim onu ikna etme çalışmalarım 2 gün sürdü. En sonunda bir gece 24:00 arabasıyla otogara girdi. Onu otobüsün kapısında karşıladım, çok güzeldi. Kendi kendime soruyodum, bu kadar güzel birkızın benimle ne işi var diye ama o benim karşımdaydı. İlk olarak dükkana gittik. Uşağa gelme kararını verdiğinde plajda güneşlenmekteymiş ve otobüsün kalkmasına 1 saat kalmamışmış. Saçları aceleyle oparlanmış ama deniz suyunun verdiği lepiska görüntüsü kaybolmamıştı. Hatta teninde hala denizin tuzu vardı. Sabaha kadar dolaştık veya bir yerlerde duraksayıp konuştuk. Sabaha kadar dünyanın dışında yaşadık herşeyi. Sabah olduğunda dükkandaydık. Konu gülcanla benim ilişkimdi. O muhlis sebahat gitmiş yerini ısrarcı sebahat almıştı. Artık bana direkt olarak, Gülcandan ayrılmamı aksi takdirde bu ilişkinin biteceğini söylüyor ve baskı yapıyordu. Bu ilişkinin bitmesini istemiyordum ama sanki senaryo benim hayalim için yazılmıştı. Herşey hayalime uygun hatta sarfedilen kelimeler bile tıpa tıp aynıydı. Kısa bir müddet düşündükten sonra, ona gülcanı terkedemiyeceğimi, gülcanı çok sevdiğimi söyledim. Ağlıyordu artık sebahat, kızgındı bana. Onu kullandığımı ve bilimum sinirle söylenebilecek her şeyi sıraladı. Sabah ilk otobüse bindirdiğimde o güzel yüzü artık gülmüyordu.
Bir hafta geçmişti üstünden olayların. Ben hayallerimi gerçekleştirmenin verdiği salakça huzurla mutlu mesut bir hafta geçirmiştim ama yanlış olan bişiler vardı. Gülcanı aldatmıştım ve bu beni rahatsız ediyordu. Ona herşeyi anlatmalı ve ondan özür dilemeliydim. Bir sabah gülcanla buluştuk ve ben herşeyi tüm çıplaklığıyla anlattım gülcana ama sonunada onu ne kadar sevdiğimi, sebahatin onu terketmem için baskı yaptığını ama benim ona sevgim yüzünden ondan vazgeçmediğimi ısrarla belirttim. Tek savunmam, onu ne kadar sevdiğim ve yaptıklarım için pişman olduğumdu. Uzun uzun ağladı gülcan, bu olayın onu çok yıprattığını ama beni affedebileceğini söyledi. Bu gün düşünüyorumda, esas yanlışı sebahata yapmıştım. Hiçbir günahı yoktu o kızcağızın. Belki çirkin kurbağayı hiç bir zaman prens olmıyacağını bildiği halde öpen bir prensesti o. Gençtik o zamanlar, öyle olacak zannediyoduk. Bu gün asla böyle bir iğrençlik yapmam. Tecrübe acıdır derler hatta acıların toplamıdır da derler. Benim bu şovalyelik girişimim Gülcan tarafından feci bir şekilde cezalandırıldı. Bir gün eskişehirden arkadaşlarının geleceğini söyledi bana gülcan. Çizgi kafede buluşacaktık o arkadaşlarıyla. Benim gittiğimde gülcan ve eskişehirden gelen arkadaşları bir masanın etrafına toplanmışlardı bile. Ben gülcanın bir yanındaki sandalyeye iliştim ve diğer yanındaki sandalyede de bir başkası oturuyodu. Bu başkası nedense gülcanla baya bi samimiydi ve ilerleyen saatler sonunda bu samimiyet benim gülcanla kavga sebebim olacaktı. Kafenin önünde kavga gülcanın diğer çocuğun yanında kalmayı tercih etmesiyle sona erdi. Gülcan benden öcünü fena almıştı, Gülcanın bir iki ay sonra üniversiteyi kazanıp iskenderuna gitmesi ile herkesin çenesi fena halde düştü ve o günkü olaylar bir bir ortaya döküldü. Gülcan eskişehirli bu çocukla, eskişehirde gittiği bir kurs esnasında işi pişirmiş ve o gün kafede herkese artık benimle ayrıldığını ve bu çocukla ilişki yaşadığını anlatmış. O gün herkes olayı biliyor ve bu herkes yaklaşık 100 kişi kadardı. Bir tek ben olaylardan habersiz gülcanın yanında etrafa gülücükler dağıtıyodum. Bu gün şöyle bi düşünüyorumda, herkes de bana gülümsüyodu ya da aslında kahkayayla gülüyodu. Kız anasının gözü çıktı yani anlıcanız. Benim hayallerim uğruna yaşadığım kaçamağı beni herkese rezil ederek cezalandırdı.
O gün kafede yaşanan olaylar aslında bir başka olayın sebebi oldu. Benim Gülcanla kavga ettiğimi gören bir arkadaş Canoşa olan biteni anlatmış. Canoşta o zamanlar bizim muhasebecide çalışıyor ve benim staj defterimi doldurmamda da bana yardım etmişliği var. Yani anlıcanız fazla olmasa da ufak bi samimiyet var aramızda. Ben gülcanla ilgili herşeyi öğrenmiş ve ilişkiyi tamamen bitirmiş durumdaydım ki Canoş bi gün telefon etti. Olayları duyduğunu ve üzüldüğünü söyledi. Bu telefon görüşmesi Canoşla yakınlaşmamızı sağladı.
Bu gün. Kafedeki olayların üstünden 12 yıl geçti. Ben Canoşla 9 yıldır evliyim. Beraberliğimiz, flörtümüz ve nişanlılığımızla beraber 12 yıl. Canoş bana bu 12 yılda hayatın tüm güzelliklerini yaşattı. 4 yıl önce Allahın herkese nasip etmesini dilediğim bir erkek evlat verdi. Aşkın ve sevginin ne olduğunu, fedakarlığın aşkı nasıl ayakta tuttuğunu bana öğretti. Ben bu 12 yılda büyüdüm ve aşkın ne olduğunu iyicene anladım. Canoştan evvel yaşadığım ve adına aşk dediğim tüm yanlış anlaşılmalardan ötürü kendimden ve çevremden özür dilerim.
Telefon çaldı ve bazı insanların hayatı değişti. Funda Deniz ile evlendi ve en son bildiğim kadarıyla 1 çocukları var. Devrim Perçimle tanıştı ve en sonunda evlendi, şu anda çok mutlular. Ben Candan ile evlendim ve en büyük zenginliğe kavuştum çünki "
en büyük zenginlik, evdeki huzur". Bizler direkt olarak hayatı değişen insanlarız ama biliyorumki dolaylı olsa da hayatında köklü değişiklikler olan pek çok insan daha var.